“İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile başka insanların varlığı bilindikçe bir anlama kavuşuyor”
Edip Cansever / Gül Dönüyor Avucumda
Dönüp Durduğun Odacık
07 Kasım, 2018
Yürüdüğünü zannederken, hatta koştuğunu; belki de aynı odanın içinde dönüp duruyorsun. Belki farkında, belki de değil; suretleri farklı kişilerle benzer hisler yaşıyor, taşı toprağı farklı yollarda adımlarına yine aynı arzuları katıyorsun. Benzer duyguyu yaşatan sevgililer, dostlar, düşmanlar oluyor; dilinden aynı sözler dökülüyor; “gidenlere aşık oluyorum”, “hep aynı lafları duyuyorum” ya da “beni anlamıyorlar” diyorsun; benzer duyguda rüyalar, kabuslar, saplantılı, takıntılı davranışlar oluyor; “rüyalarımda hep koşuyorum, kaçıyorum”, “yemeden duramıyorum” ya da “temizlemeden içim rahat etmiyor” diyorsun. Doğduğun andan itibaren hızla gelişen bedenin ve değişen zaman, “ilerlediğine” dair bir illüzyon yaratırken; aslında ruhsallığın tekrar tekrar dönüp durduğun küçük ama derin bir odacığa benziyor. Hangi yöne yürürsen yürü, sonunda kendini aynı noktada bulacağın kadar küçük; lakin gözlerinle köşe bucak ayırt edemeyeceğin kadar da derin. Hissettiğin duygular ve ortaya koyduğun her davranış, senin ruhsal odanı anlatıyor aslında; orada yaşananlar, bilincin dışında olup bitenler, tebdil-i kıyafetle sahneye konuyor ve herkesin sahnesinde kendi geçmişinden sesler, yinelenerek, yankılanıyor.
Freud (1), buna “yineleme zorlantısı” diyor ve çocukluğunda annesine bağımlı olan bir adamın, kendisini yaşam boyu bağlanabileceği bir eş aramaya adayışından bahsediyor. Annesine olan bağımlılığının farkında olmayan adam için bu arayış yaşamının amacı haline geliyor. Freud’a göre aslında geçmişte unutulmuş olan, bugün başka biri ile kurulan ilişkide hatırlanmak isteniyor. Ruhsallık onu tekrar canlandırma, gerçek kılma arzusu taşıyor ve bu arzu öylesine alevli ki; geçmiş, bugün, gelecek olarak ayırılabilecek zaman bile ortadan kalkıyor ve arzu doyum aramaya devam ediyor. Freud’un yaklaşık 100 sene önce söylediklerini bugün sinirbilim çalışmaları da destekliyor. Araştırmalar; yaşanan, gözlenen, hayal edilen, hatta yanından geçip gidilen her şeyin beynimizde örtük ya da açık bir iz bıraktığını ve zihnimizin bu izleri, haritaları, tasarımları kullanarak, bugün yolumuzu belirlediğini söylüyor. İnsanın yaşantısını, travmatik olsun ya da olmasın, yineleme güdüsü – yaşamı tanıdık, bildik bir resme çevirerek ve zaman hiç değişmiyormuşçasına bir aynılık yaratarak – yaşamın bilinmezliklerle dolu olduğu ve zamanın bir sona doğru ilerlediği gerçeğine tahammül etmemizi sağlıyor (2). Ancak bilinçdışının “zamansızlığı” ve “yineleme” eğilimi, bir yandan insanın yaşam içindeki belirsizliğe tahammül etmesini ve ruhsal zorlukları ile baş etmesini sağlarken, öte yandan tekrar tekrar yarattığı tuzaklarla sorunların devamına da neden oluyor.
Dolayısıyla bu bilinçdışı işleyişin farkında olmak insan için kıymeti tartışılmaz bir kavrayış yaratır. Ancak bu farkındalık ve kavrayışla kişi, yaşantısının geçmiş temas noktalarını fark ederek bugün düştüğü tuzaklardan özgürleşebilir. Psikanalist Steven Cooper (3) yaşamın içindeki yineleme, tekrar canlanma anlarından bahsederken ilginç bir benzetme yapar; “Orası olay mahallidir; bir zamanlar olayın geçtiği, yani kişinin olayı yaşadığı ve bir şekilde baş etmeye çalıştığı olay mahalli” ve “…Kişi bir şeyler yaparak, acısını hafifletir, acısını dağlar…ya da aynı problemi bugün canlandırarak tekrar tekrar çözmeye çabalar…” der. Ve aslında bugün yinelediğimiz her durumda olay mahallini incelemek için bir alan oluşur. Ancak bu incelemeyi bazen tek başına yapmak tahammül etmesi zor bir durum yaratır. Psikanaliz, psikanalitik ya da psikodinamik psikoterapiler kişi için bu zorlu süreçleri çalışabileceği güvenli alanları yaratır. Fransız Psikanalist Andre Green’e (1998) göre, psikanalizde “zaman” paramparça edilir, hatta öldürülür (4). Bilinçdışının zamansızlığı ve yinelemeleri ortaya serildikçe; geçmiş, bugün ve gelecek yok olur, bir nev-i öldürülür. Zaman, psikanalitik çerçevenin içinde yok edildikçe bilinçdışı süreçler –kişinin farkında olmadıkları, unuttukları, bastırdıkları – ortaya çıkar ve anlam bulma olanağına sahip olur. Yani zaman paramparça edildikçe ruhsallığın parçaları birbirine entegre olabilir; kişi yaşama tekrar tutunur.
Gülbin Öztürk Tüter
Kaynaklar:
1. Freud, S. (1939). Moses and Monotheism. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. Volume XXIII (1937-1939): Moses and Monotheism. An Outline off Psychoanalysis and Other Works, 1-138.
2. Siegel, D.J. (2011). The Neurobiology of “We”. Sounds True Audio Book.
3. Cooper, S.H. (2015). Reflections on the Analyst’s “Good Enough” Capacity to Bear Dissappointment with Special Attention to Repetition. Journal of the American Psy. Ass. 63 (6), 1193-1213.
4. Künstlicher, R. (2001). Human time and dreaming. Scand. Psychoanal. Rev. 24 (2), 75-82.