Dönüp Durduğun Odacık

Kasım 2018

Yürüdüğünü zannederken, hatta koştuğunu; belki de aynı odanın içinde dönüp duruyorsun. Belki farkında, belki de değil; suretleri farklı kişilerle benzer hisler yaşıyor, taşı toprağı farklı yollarda adımlarına yine aynı arzuları katıyorsun. Benzer duyguyu yaşatan sevgililer, dostlar, düşmanlar oluyor; dilinden aynı sözler dökülüyor; “gidenlere aşık oluyorum”, “hep aynı lafları duyuyorum” ya da “beni anlamıyorlar” diyorsun; benzer duyguda rüyalar, kabuslar, saplantılı, takıntılı davranışlar oluyor; “rüyalarımda hep koşuyorum, kaçıyorum”, “yemeden duramıyorum” ya da “temizlemeden içim rahat etmiyor” diyorsun. Doğduğun andan itibaren hızla gelişen bedenin ve değişen zaman, “ilerlediğine” dair bir illüzyon yaratırken; aslında ruhsallığın tekrar tekrar dönüp durduğun küçük ama derin bir odacığa benziyor. Hangi yöne yürürsen yürü, sonunda kendini aynı noktada bulacağın kadar küçük; lakin gözlerinle köşe bucak ayırt edemeyeceğin kadar da derin. Hissettiğin duygular, düşüncelerin ve ortaya koyduğun her davranış, senin ruhsal odanı anlatır aslında; orada yaşananlar, bilincin dışında olup bitenler, tebdil-i kıyafetle sahneye konur ve herkesin sahnesinde kendi geçmişinden sesler, yinelenerek, yankılanır.
Freud (1), buna “yineleme zorlantısı” der ve çocukluğunda annesine bağımlı olan bir adamın, kendisini yaşam boyu bağlanabileceği bir eş aramaya adayışından bahseder. Annesine olan bağımlılığının farkında olmayan adam için bu arayış yaşamının amacı haline gelir. Freud’a göre aslında geçmişte unutulmuş olan, bugün başka biri ile kurulan ilişkide hatırlanmak istenir. Ruhsallık onu tekrar canlandırma, gerçek kılma arzusu taşır ve bu arzu öylesine alevlenir ki; geçmiş, bugün, gelecek olarak ayırılabilecek zaman bile ortadan kalkar ve arzu doyum aramaya devam eder. Freud’un yaklaşık 100 sene önce söylediklerini, farklı önermelerle de olsa, bugün sinirbilim çalışmaları da destekliyor. Araştırmalar; yaşanan, gözlenen, hayal edilen, hatta yanından geçip gidilen her şeyin beynimizde örtük ya da açık bir iz bıraktığını ve zihnimizin bu izleri, haritaları, tasarımları kullanarak, bugün yolumuzu belirlediğini söylüyor. İnsanın yaşantısını, travmatik olsun ya da olmasın, yineleme güdüsü – yaşamı tanıdık, bildik bir resme çevirerek ve zaman hiç değişmiyormuşçasına bir aynılık yaratarak – yaşamın bilinmezliklerle dolu olduğu ve zamanın bir sona doğru ilerlediği gerçeğine tahammül etmemizi sağlıyor (2). Ancak bilinçdışının “zamansızlığı” ve “yineleme” eğilimi, bir yandan insanın yaşam içindeki belirsizliğe tahammül etmesini ve ruhsal zorlukları ile baş etmesini sağlarken, öte yandan tekrar tekrar yarattığı tuzaklarla sorunların devamına da neden oluyor.
Dolayısıyla bu bilinçdışı işleyişin farkında olmak insan için kıymeti tartışılmaz bir kavrayış yaratır. Bu farkındalık ve kavrayış sayesinde kişi, yaşantısının geçmiş temas noktalarını fark ederek bugün düştüğü tuzaklardan özgürleşebilir. Psikanalist Steven Cooper (3) yaşamın içindeki yinelemelerden bahsederken ilginç bir benzetme yapar; “Orası olay mahallidir; bir zamanlar olayın geçtiği, yani kişinin olayı yaşadığı ve bir şekilde baş etmeye çalıştığı olay mahalli” ve “…Kişi bir şeyler yaparak, acısını hafifletir, acısını dağlar…ya da aynı problemi bugün canlandırarak tekrar tekrar çözmeye çabalar…” der. Ve aslında bugün yinelediğimiz her durumda olay mahallini incelemek için bir alan açılır. Ancak bu incelemeyi tek başına yapmak bazen tahammülü zor bir durum yaratabilir. Psikanaliz, psikanalitik ya da psikodinamik psikoterapiler kişi için bu zorlu süreçleri çalışabileceği güvenli alanları oluşturur. Fransız Psikanalist Andre Green’e (1998) göre, psikanaliz sırasında “zaman” paramparça edilir, hatta öldürülür (4). Bilinçdışının zamansızlığı ve yinelemeleri ortaya serildikçe seans odasında geçmiş, bugün ve gelecek yok olur, bir nev-i öldürülür. Zaman, psikanalitik çerçevenin içinde yok edildikçe bilinçdışı süreçler –kişinin farkında olmadıkları, unuttukları, bastırdıkları – ortaya çıkar ve anlam bulma olanağına sahip olur. Yani zaman paramparça edildikçe ruhsallığın parçaları birbirine entegre olabilir; kişi yaşama tekrar tutunur.
Gülbin Öztürk Tüter

Kaynaklar:
1. Freud, S. (1939). Moses and Monotheism. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. Volume XXIII (1937-1939): Moses and Monotheism. An Outline off Psychoanalysis and Other Works, 1-138.
2. Siegel, D.J. (2011). The Neurobiology of “We”. Sounds True Audio Book.
3. Cooper, S.H. (2015). Reflections on the Analyst’s “Good Enough” Capacity to Bear Dissappointment with Special Attention to Repetition. Journal of the American Psy. Ass. 63 (6), 1193-1213.
4. Künstlicher, R. (2001). Human time and dreaming. Scand. Psychoanal. Rev. 24 (2), 75-82.