Korona (COVID-19) Günleri – Korkuyu Beklerken

Mart, 2020

Evde yalnız ya da tüm aile ile birlikte, hepimiz karantina altında… Toprağın, havanın, suyun ve tüm canlıların yıllardır şahit olduğumuz ama önemsemediğimiz ve önlem almadığımız hastalıkları artık bir virüsle bize bulaşmış, bulaşacak gibi… Şifa ise insanın hem sosyallikten, hem de kendisini beslemek ve eylemek üzere kurduğu tüketim sisteminden uzak kalmasında, yavaşlamasında…

İnsanın bu zorunlu inzivası sanki bir yandan doğa için bir toparlanma, temizlenme olanağı, yani onun için bir şifa alanı yaratırken, öte yandan insan için de çoğu zaman yumurta kapıya dayanmadan dönüp bakmadığı ruhsallığı için bir şifa alanı yaratıyor. Zorluğun, kaybın ve korkunun eşiğinde canımız yanarken belki de en başta dertte ortaklaşmakla öğrenip iyileşeceğiz. Bireyselleşme yerine birbirimize kenetlenmeyi öğrendiğimiz bu süreç hepimiz için kolektif olarak bir şifa alanı yaratırken sosyal mesafelenme sonucu da kendi içimize dönmeye zorunlu kaldığımız bireysel bir şifa alanı oluşuyor sanki…

Evimizin dışı tehlikeli, çoğu zaman kaynağı belirsiz kaygılarla boğuştuğumuz bu çağda bu sefer korkunun kaynağı belli, gözle göremesek de tehlike orada, evimizin dışında… Ancak dışarı çıkmasak da, tehlikeden uzak dursak da, rahatlamak o kadar da kolay olmuyor. Çünkü içinde yaşadığı hızlı çağın ve tüketimin çarkına uyumlu insan için evin içi de az ürkütücü değil; zira şimdi bunca şeyden el ayak çekmişken sıkılmaya, daralmaya, duygu yoğunluğuna hiç olmadığı kadar yer açılmış durumda. Önceleri harala gürele bir yaşamın koşuşturmacasında unutup gittiğimiz, sohbetlerin giriş cümlelerinde bıraktığımız, açar gibi yapıp aslında üzerini bir kaç posta daha örttüğümüz zor duygular, iç sıkıntıları, sıkışmışlık hisleri şimdi sosyalleşme, dış dünyanın oyalamaları, “tüket, rahatla” kandırmacaları azalmışken ve tabii bir de ölümün gölgesi üzerimizdeyken fazlaca ortaya çıkmış durumda.

Tüm bu yaşadıklarımız aklıma Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken isimli hikayesini getiriyor, yazımın başlığı da ismini hikayeden alıyor. Özetle, hikayede yalnız yaşayan bir adam işinden evine döndüğü bir akşam evde bir zarf, içinde garip kelimelerin yan yana geldiği hiçbir lisana benzetemediği bir not buluyor. İyi şeylerin birdenbire gerçekleşeceği, belirsizliklerden ise ancak kötü şeylerin çıkacağı inancında olan kahraman notun iyiye işaret etmediğine karar veriyor ve bir takım uğraşlardan sonra öğretim üyesi bir arkadaşı kendisine notun gizli mezheplerden biri tarafından yazıldığını, notta evden çıkmaması yönünde bir uyarı olduğunu fakat muhtemelen kendisi ile dalga geçildiğini söylüyor. Hikayenin kahramanı birkaç gün bu duruma teslim olmayarak hayatına her zamanki gibi devam etse de sonunda pes ederek evinden dışarı adımını atmadığı, korku ile beklediği bir sürecin içine giriyor. Ve biz hikaye boyunca kahramanın duygularının, özellikle de korkusunun tüm yaşantısına nasıl bulaştığına, bulaştıkça kahramanın nasıl yalnızlaştığına ve yalnızlaştıkça zihninin nasıl karıştırdığına şahit oluyoruz. Kahraman, ne okuduğu kitaptan bir şey anlıyor, ne yediği içtiğinden; ne duygularını düzenleyebiliyor, ne de düşünce karmaşasından nefes alabiliyor.

Dönüp bugün bizim yaşadıklarımıza bakınca, hikaye çok daha tanıdık geliyor. Ölümcül olabilen bir virüsün yayılmasını önlemek için oluşturduğumuz bu karantina ortamlarının huzursuzluktan, endişeden, korkudan uzak olabileceğini düşünmek oldukça zor. Şimdilerde bir kısmımız mütemadiyen endişe içinde, bazılarının endişeleri gelgitli ve bazıları ise ortada hiçbir tehlike yokmuşçasına oldukça rahat. Kaygı ve korkuyu nasıl savunmalarla karşılarsak karşılayalım, dışarıdan halimiz nasıl görünürse görünsün, Covid-19 ‘un bir pandemi olduğunun bilincinde olan kişiler için kaygı ve korku ruhsallığın tam ortasında. Ve duygular ile çoğunlukla iş, spor, beden, güzellik, alışveriş, sosyal medya ve benzeri alanları takıntı haline getirerek baş etmeyi destekleyen bu çağda, tüm bu kaynaklara erişim de karantina koşullarından dolayı oldukça azalmış durumda. Yıllar içinde çağa uyumlanmış, tüketerek rahatlamaya meyilli ve duyguları belli mesafede tutmayı benimsemiş olan bünyeler sanki bu yalnızlaşmanın – karantinanın – hiç de kolay olmayacağını daha en başından anlamış olacak ki, ücretsiz “online” kurslar, konserler, kitaplar, filmler ilk günden cepten cebe iletiliyor, bir anda elimizin altına düşüveriyor. Tüm bu çekici öneriler ve bu önerilerin çokluğu, insana bunların aslında gerçek bir ihtiyaç değil de, bizim hep daha fazlasını arzulayan, tüketmeye alışık, yalnızlık ve duygu yoğunluğu ile “yaparak” baş etmeye meyilli yanımızın hayatta kalma çabası olduğunu düşündürtüyor.

Ruhsal karmaşası ile tüketerek baş eden, çaresizlik hislerini, endişesini daha fazlasına ulaşarak hafifleten çağımız insanı kendisini karantina günlerini de (en) iyi şekilde değerlendirdiği bir proje olarak değerlendirmeye zorluyor gibi. Korkusunu, çaresizliğini, endişesini bir şeyleri daha fazla “yaparak” savuşturmaya girişiyor. Yaşadığımız bu bilim kurgu filmlerini aratmayan olağan dışı zor durumu düşününce bir yanımızın tüm bu kaygı ve korkuyu yok saymak, düşen enerjimizi yükseltmek, hareketsizliğe hareket katmak istemesi oldukça anlaşılır geliyor. Ama belki de bugün bol keseden elimizin altına düşen tüm bu kaynaklara odaklanamayacak kadar endişeliyiz ve artık “yapamayacak” kadar yorgunuz. Tüm dünyada ve çevremizde insanlar bir bir hastalanırken, ölürken ve bizler her an virüs kapma riski altında korku ve kaygı içindeyken belki de bir sürü yeni kaynağa ulaşmaya, daha çok “yapmaya” değil, zaten elimizde olanları sindirmeye ve yavaşlamaya ihtiyacımız vardır. Hatta bazen kaynaksız kalmaya, korku ve kaygı ile baş başa kalıp, sakince nefes alıp geçmesini beklemeye…

Gülbin Öztürk Tüter

“Korona (COVID-19) Günleri – Korkuyu Beklerken” için 3 yorum

  1. Korona günleri başlayınca oluşan yeni duruma yorumunuzu merak etmiş ama ilk başta bulamamıştım. Şimdi görünce ağrıyan gözlerime rağmen bir solukta okudum. Yazılarınızdaki sufi ruhun etkisini burada da hissettim. Yine çok güzel ifade etmişsiniz. Sağlıklı günler 🤗

  2. Merhabalar. Ne güzel ifade etmişsiniz bu günlerde yaşadıklarımızı. “Korkuyu beklerken”. Sanki bu gün yaşadıklarımız için yazılmış. ❤️

Yorum bırakın