Gitmek Mi, Kalmak Mı?

Mart 2019
Gitmek; hayallerinin peşinden mi, tahammül edemediğin yerden mi; yaşamayı seçerek mi, ölümden kaçarak mı? Kalmak; memnun olduğun için mi, mecbur olduğun için mi? İkilemler insan doğasının kaçınılmaz parçası… Seçim aşaması karmaşa yüklü, seçim sonrası yüzleşme ve yas…
Ruhsallık, bedenselin hayatta kalmaya güdümlü mekanizması gibi, her koşulda ruhsal dengeyi koruma gayreti içinde. Dolayısıyla gitmek, ruhsal olarak ölüm demek ise gitmesi; kalmak ölüm olacaksa kalması zor olur. Lakin, peşine düşülen arzu ve seçilen ne denli tatmin edici olursa olsun bir seçim yapmak, diğerini ardında bırakmak, ondan vazgeçmek, onu kaybetmek insan için kaçınılması imkansız bir yas demektir. Özdemir Asaf da, belki kaçınılmaz olan yası anlatmıştır, dizelerinde:

“Sen gelirken ağlamıştın,
Orası için.
Bil, gidersen de ağlayacaksın,
Burası için…”

“Yas ve Melankoli” başlıklı makalesinde S. Freud (1917) kaybedilenin uzun süre, hiç kaybedilmemişçesine ruhsallık içinde yaşatıldığından bahseder. Kaybın kabulü öyle bir anda değil, zaman içinde gerçekleşir; yanısıra yas sadece gerçek bir kayba verilen tepkileri içermez. İnançlar, değerler, hayaller de kaybedilebilir. Farklı bir iş, ilişki, yaşam hayali ile işini, ilişkisini, evini terk eden ya da etmek zorunda kalan da; işine ve ilişkisine olan inancını, evine olan bağlılığını kaybeden de yası derinden yaşayabilir. Ve seçilen, olumlu özellikleri ile kişide yoğun bir tatmin hissi yaratsa da, kişi ardında bıraktıkları ile ilgili yas yaşamaktan muaf olmaz. Yitirilenin yokluğuna alışmak zor olur; ardında bırakılan acı verici bir durum, deneyim, ilişki de olsa, insan çoğu zaman alıştığını, bildiğini arar; ruhsallık çoğu zaman yeni olanın, seçilenin, tercih edilenin içinde yitirdiğinden tanıdık parçalar bulmak ister.
Ve gitmenin, seçmenin bir başka yönü daha vardır. Psikanalist Serge Frisch, insanın çoğu zaman “olası” hazineleri kendisine yakın olarak değil, uzakta olarak, “burada değil, orada” hayal ettiğinden bahseder. İnsan içinde olduğunu, uzakta gördüğü kadar parlak ve çekici görmekte zorlanır. Severek isteyerek içine girilen durum dahi, bir süre sonra detayları ile var olacak, kusurluluğu fark edilecek, “hazine” olarak parlamayı bırakacaktır ve kişinin ruhsallığını öteki seçeneklerin hayalleri kaplayacaktır. Öteki seçilseydi yaşamın başka türlü şekillenebileceği hayali ve gerçeği, belki de, insanda huzursuz bir hal yaratacaktır. Oysa insan bir seçim yapmıştır, hayallerinin peşinden gitmiştir ama yine de canı yanar. Seçmediği, bıraktığı, istemediği ya da daha önce fark etmediği, şimdi gözünün önünden gitmeyerek can yakar.
Belli ki mevzu neyi, nereyi, kimi seçtiğinden çok, ruhsallık içinde nasıl bir yolculuk yaptığınla alakalı… Ruhsal dünyanda ne yaşıyorsan, gölgesi yoluna düşüyor, attığın her adım “senden” izleri yola bırakıyor, yol bir süre sonra “sen” oluyor. Zorlandığımız, şikayet ettiğimiz, terk ettiğimiz ya da peşine düştüğümüz, sevdiğimiz, güvenle bağlandığımız ilişkilerin, evin, mahallenin, ülkenin, tüm evrenin yollarında, yolcu olarak bir iz bırakıyoruz ve işleyişinde bir payımız oluyor. Dolayısıyla gitmek mi, kalmak mı soruları ve seçim yapma kaygıları zihne ve ruhsallığa düştüğünde seçmek istediğimiz yolun elverişli olup olmayacağı, memnun kalıp kalmayacağımız, yani aradığımız cevap, seçtiğimizde değil, “soru” nun ta kendisinde gizleniyor; gören gözler, işitebilen kulaklar için…

Gülbin Öztürk Tüter

Kaynaklar
Freud, S. (1917). Mourning and Melancholia. The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XIV (1914-1916): On the History of the Psycho-Analytic Movement, Papers onMetapsychology and Other Works, 237-258.
Frisch, S. (2018) Psikanalistlerin ve Kurumlarının Oluşumunda İçerisi / Dışarısı, Psikanalitik Bakışlar 12.
Özdemir, A. (2012). Konak, Sen Bana Bakma, Ben Senin Baktığın Yönde Olurum, s.60. YKY Yayınları.

Yorum bırakın